Ancak Hristiyan yaşantısı, bunun gibi boş değildir. Bir çember yapısında
değildir. Hıristiyan yaşantısı bir çizgidir. Bir başlangıcı, ortası ve sonu vardır.
Çizginin sonunda görkem amaçlanır. 

Herşeyi başlatan Tanrı'nın, halkı için bir hedefi vardır. 
Mesih'in, "Gel, sevgili dostum, Babamın senin için hazırlamış
olduğu egemenliğe gir" diyeceği güne doğru uzanıyoruz.
Elçi Pavlus ile birlikte bizler de şöyle diyoruz, "geride kalan herşeyi unutup,
ileride olanlara uzanarak, Tanrı'nın Mesih İsa aracılığıyla yaptığı göksel çağrıda
öngörülen ödülü kazanmak için hedefe doğru koşuyorum" (Filipililer 3:13).
Hıristiyan yaşantısında bir göksel çağrı vardır. Bir kimse bir daire içersinde
yukarıya doğru hareket edemez. Bizler, belli bir yere gitmekte olan bir çizginin
üzerindeyiz. Yukarı doğru gitmektedir bu çizgi. Diğer bir değişle, Hıristiyan
yaşamında bir ilerleme söz konusudur.
John Bunyan tarafından yazılmış olan The Pilgrim's Progress (Gezginin
İlerleyişi) adlı Hıristiyan klasiğini hatırlıyoruz. Buradaki gezgin, göğe doğru
ilerleyen Hıristiyandır. Sırtındaki yükten ötürü, yolculuğu yavaşlamış ve
zorlaşmıştır. Her yerde engellerle karşılaşır.
Bunyan, her Hıristiyanın yolunda duran birçok ayartılma ve düşüşleri anlamıştı.
Ancak, Hıristiyan yaşamına ilişkin can alıcı iki noktanın da farkındaydı: Bizler
gezginleriz, ve bizler yol katederiz.
Gezgin, yolculuğa çıkmış bir kişidir. Yolculuğu, onu farklı ve garip yerlere
götürür. Hareket halinde olan bir insandır o. Eski Ahit zamanlarındakiler gibi o
da, çadırlarda yaşar. Yarı göçebedir. Kalıcı olarak yerleşecek kadar bu dünyada
hiçbir zaman evinde gibi değildir. Hayat her zaman onun için keşfedilmemiş bir
bölgedir. İçtiği su hiçbir zaman durgun değildir. İman babası İbrahim gibi,
yapıcısı ve yaratıcısı Tanrı olan daha iyi toprakları arar. Tüm Tanrı halkı bu
dünyada geçici ve gezgindir.
Her Hıristiyan ilerleme kaydeder. İlerleme, bizlerin olduğumuz yerde durmamıza
izin vermeyen Kutsal Ruhun içimizdeki varlığıyla kesinleştirilir. Ancak biz
olduğumuz yerde kalmaya ne kadar da istekliyiz! Hatta, geriye gitmek istiyoruz.
İsa'nın öğrencileri gibi bizler de korku içinde yukardaki odalarımızda
saklanıyoruz. Fakat İsa, orada kalmamıza izin vermeyecektir.
Hiçkimse Hıristiyan olarak doğmaz. Bizler doğal halimizle bedendeniz.
Hıristiyan yaşantısı, Kutsal Ruh'un işlemesiyle yeniden doğuşta başlar. "Yeniden
doğmuş Hıristiyan" terimi neredeyse yanlış bir ifadedir. Gereksiz yere kullanılan
kelimelerden oluşur. Bir nevi teolojik kekelemedir. Eğer bir kimse yeniden
doğmuşsa, Hıristiyandır. Eğer Hıristiyansa, yeniden doğmuştur. Yeniden
doğmamış Hıristiyan ya da yeniden doğmuş ama Hıristiyan değil diye birşey
yoktur. Yeniden doğmak demek, Kutsal Ruh aracılığıyla Mesih'e doğmuş olmak
demektir. Hıristiyan yaşantısı için bu bir ön şarttır. Bu aynı zamanda Hıristiyan
yaşamının Tekvin'i, başlangıcıdır.
Herkes, Hıristiyan yaşantısına aynı şekilde başlar: Hepimiz yeniden doğarak
başlarız. Yeniden doğuş deneyimlerimiz farklı olabilir ancak yeniden doğuş
gerçeği hepimiz için gereklidir.
Herhangi iki Hıristiyanın, İnanlı yaşamlarına aynı şekilde başlamayacağını
bilmek çok önemlidir. Bazı insanlar beş yaşındayken yeniden doğarlar, bazıları
ellibeş yaşında. Bazıları, çok tutucu ve disiplinli bir geçmişten, bazıları ise
düzensiz, kontrolden çıkmış bir çılgınlık geçmişinden gelip, yeniden doğarlar.
Farklı günahlarla mücadele ederiz. Karışık ve benzer paketlerle başlarız.
Bazılarımız, iman ettiğimiz günü ve saati bilir. Diğerlerinin ise ne zaman
doğduklarına ilişkin kesin bir fikirleri yoktur. Billy Graham, Mordecai Ham'in
konuştuğu bir toplantıda Mesih'le tanıştığını söyler. Ruth Graham ise geçmiş beş
yıl içersinde tam olarak ne zaman iman ettiğini hatırlayamıyor. İman ettiklerinde
bazı insanlar ağlarlar, bazıları ise sevinçle coşarlar.
İman ettiklerinde, diğerlerinin de bizim gösterdiğimiz tepkileri göstermeleri
gerektiğinde ısrar etmek çok feci bir hatadır. Ani ve belirgin bir şekilde iman
etmiş olanlar, iman ettikleri günü ve saati tam olarak bilmeyen kişilerden şüphe
duyarlar. Daha az heyecanlı ve ani bir deneyimi olmuş kişiler, diğerlerinin
duygusal dengelerinin sağlıklı olduğu konusunda şüphe duyabilirler.
Bu aşamada, insanlara farklı zamanlarda, farklı biçimlerde günahlarını gösteren
Kutsal Ruh'a saygılı olmalıyız. Karşı karşıya olduğumuz esas soru, ne zaman ya
da nerede iman ettiğimiz değildir. Tek gerçek soru, iman edip, etmediğimizdir.
Eğer Ruh'tan doğmuşsak, Mesih'te olan tüm diğer insanların kardeşiyiz.
Pavlus bizlere şöyle demektedir:
İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı'nın
armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir. Çünkü
biz, Tanrı'nın önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsa'da
yaratılmış olarak Tanrı'nın eseriyiz.
Efesliler 2:8-10
Bu noktada hepimiz eşitiz. Hiçbirimiz kendi kendimizi iman ettirmedik. Yeniden
doğuş, Tanrı'nın işidir. Bizler Mesih'in eseriyiz. Usta, Mesih'tir. Yarattıkları ne
sıkıcı ne de monotondur. Bizleri kurtardığında, ne kimliğimizi ne de kişiliğimizi
yokeder. Her Hıristiyan, Mesih tarafından yaratılmış bir sanat eseridir. Her
Hıristiyan, gerçek anlamda bir şaheserdir.
İsa, sanatını bir montaj hattında icra etmez. Sonsuz bir itina ve sabırla, yaratır ve
şekil verir. Hıristiyan çevrelerinde, pek sık inanılan, ve mükemmellik öğretisi
denen zehirli bir öğreti bulunmaktadır. Bu öğreti, kişinin daha bu dünyadayken
ruhsal mükemmelliğe eriştiğini söyler. "Lütfun ikinci bir işleyişiyle", ani
kutsallaşma gibi "ikinci bir bereketten" söz ederler. Bunu öğretenlerden uzak
durun.
Ani kutsallaşmayı öğreten ilk kişiyle tanıştığımda daha birkaç aylık bir
Hıristiyandım. Üzerime el koymayı ve benim de bu ikinci bereketi almak için dua
etmemi önerdi. Bu düşünce bana çok cazip gelmişti. Yeni Hıristiyan hayatımda
karşılaştığım en ciddi zorluk, halen günah işliyor olmamdı. Yaşamımın bazı
alanlarında büyük zaferler kazanmıştım fakat diğer taraflar çok inatçı gibi
gözüküyordu. O aşamada bile Kutsal Ruh ile doğal benlik arasındaki savaşın
farkındaydım.
Vaizle birlikte ani kutsallaşma için dua ettim. İşe yaramadı. İkinci bereket beni
yüzüstü bırakmıştı. Yaşamının ilk safhalarını tamamıyle doğru bir kişi olma
çabasıyla geçiren Martin Luther şöyle söylemişti, "Bir insan eğer keşiş olmakla
cennete gidebilecek olsaydı, o kişi ben olurdum." Bir insan eğer bu ikinci
bereketi aramakla bulacak olsaydı, o kişi ben olurdum.
Vaiz, işlemeye devam ettiğim günahların, benim bu günahlardan kurtulmak için
gösterdiğim çabaları engellediğinden emindi. Kısırdöngülerin en zalimine
yakalanmıştım. Bu hizmetlinin bana aslında söylemeye çalıştığı şey, eğer
günahımdan kurtulacak isem, ilk önce günahımdan kurtulmam gerektiğiydi.
Diğer bir değişle, ikinci bereketi elde etmek için ihtiyacım olan tek şey, o ikinci
bereketti.
Sonunda, başka bir vaiz beni bu çelişkiden kurtardı. Kısa süre içersinde anladım
ki beni aniden kutsallaştıracağı söylenen bu ikinci bereket aslında, kutsal bir
üçkağattı.
Yaşadığım deneyimden bu yana, kutsallıkta mükemmelliğe eriştiklerini iddia
eden iki kişiyle tanıştım. Hıristiyan yaşamları trajikti. İnsanların kendilerini
kutsallıkta mükemmelliğe eriştiklerine inandırmaları için ilk önce bu iki şeyden
bir ya da her ikisini de yapmaları gerekir: Tanrı'nın yasasını öyle düşük bir
seviyeye indirmelidirler ki ona tam olarak itaat edebilsinler, ya da kendi ruhsal
performanslarını ölçerken bunu aşırı derecede abartmalıdırlar.
Bunların her ikiside ölümcüldür. Tanrı'nın yasasının gereklerini aşağı çekmek,
Tanrı'nın kutsallığına karşı işlenmiş bir suçtur. İnsanın kendi durumunu aldatıcı
derecede abartması ise aşırı bir gururdur.
Kutsallaşma, basitce el koymaktan çok daha fazlasını gerektirir. Yeniden doğuş
anidir. Aklanma anidir. Ancak, kutsallaşma hayat boyu devam eden bir süreçtir.
Bir takım engeller karşısında itinalı bir mücadeleyi içerir. Bunyan'ın gezinindeki
gibi çukurlar ve zorluklarla doludur. Bizleri, canın karanlık gecesinden, ölüm
vadisinin gölgesinden ve denenme çölünden geçiren bir yolculuktur bu.
Bu yolculuğun tek teminatı vardır: Mesih, bizimle beraber geleceğine ve bizi
diğer tarafa ulaştıracağına söz verir. Rabbimiz başladığı işi bitirir. Yaratmanın
tam ortasında, elinin işini bırakıp gitmez. Bizleri yürüyen ağaçlara bakar halde
bırakmaz. Hayır, Rab bizlerin iyiliği ve olgunlaşmasıyla çok yoğun bir şekilde
ilgilenir. Tanrı ve Tanrı'yı nasıl hoşnut edebileceğimiz hakkında daha fazla
öğrenmemizi istemektedir Rab. Tanrı'yı hoşnut etmekten haz duymamızı istiyor.
Dünyayı algılayış şeklimiz ve içinde nasıl yaşadığımız konusunda anlayışımızın
derinleşmesi için görüşümüzün berraklaşmasını, iyileştirilen o kör adam gibi
değişmemizi istiyor. Bu bağlamda olgunlaşmak ve değişmek, kutsal Tanrı'yı
neyin hoşnut ettiği konusunda giderek daha fazla öğrenmek demektir. İşte,
Tanrı'yı hoşnut etmede olgunlaşmak, kutsallaşmadır ve elinizdeki kitabın tek
konusu da budur.